Köşe Yazıları

EL YAKMADAN / 24.06.2016
‘’El yakmadan yazılmaz.’’ Okuduğum, benimsediğim, bir alın yazısı gibi üstlendiğim edebi bir cümle… Zaman zaman, hatta çoğu zaman, ben unutsam da, çok eskiden yanmış, izlerini derinlere saklamış ellerimin yeniden, yeniden kurduğu cümle… Ama kimi hayatlar için, bu iki korkunç sözcüğün, yanmanın ve yazmanın, kopmaz bağlarla bağlandığını, sadece bir metafor olmayıp kaskatı gerçekliğin biricik ifadesi olduğunu ben Özgür Gündem’de öğrendim.

Dimdik bir yokuşun başlangıcında, metruk binalarla çevrili, kapısı hep kapalı, girişi her daim karanlık gazete binasına ilk kez beş sene önce gelmiştim. ( 2 Aralık gecesi bombalanan ‘Özgür Ülke’ bu binada değildi, o gece bir gazete çalışanı ölmüş, müdahele edilmeyen yangında 23 kişi yaralanmıştı.) Ana akım medyanın pek şişkin, pek seçici vicdanının o zaman da, bugün de bir türlü görmediği KCK davaları bir yıldır sürüyordu, daha ilk yıl binin üzerinde öğrenci, siyasetçi, gazeteci, insan hakları savunucusu, zorlama iddianamelerle hapse tıkılmıştı. Gözden uzak bir cezaevinde, adliler koğuşuna atılan genç bir çocuk yanarak can vermişti. Sıcak bir Temmuz ikindisi, sorumun yanıtını bu binada arıyordum: Son kibriti kim çakmıştı?

Geldim ve kaldım. Ölülerin fotoğraflarının sıralandığı bir duvarın önünde kaldım. Musa Anter de burada, bu duvardaydı, Türkiye basının ilk kadın genel yayın yönetmeni Gurbetelli Ersöz de… Editörler, muhabirler, lise çağında dağıtımcılar… Sayıyı hiç sormadım, hemen hemen seksen kişi… Altı ay sonra Özgür Gündem iki hafta arayla iki kez basıldı, çalışanlarının çoğu, tanıdıklarım, arkadaşlarım, dostlarım topluca tutuklandı.

Bu hafta ‘’Bir Delinin Tarih Okumaları’’ isimli yazı dizisine devam etmekti niyetim… Gündem’de köşe yazmaktan girip Kürt basınına 90’larda ve günümüzde uygulanan baskıları özetlemeye çalışacağım yazıyı kendi ‘nöbet günüme’, 27 Hazirana saklıyordum. Ama Pazartesi gününün haberleri, dayanışma nöbetine katılanlardan Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in tutuklanmaları, bütünüyle keyfi ve zorbaca, bütünüyle saçma, hukuk dışı, ahlak dışı, akıl dışı tutuklamalar… Böyle zamanları bilirsiniz, hepimizin sanki nutku tutulur, defalarca kullanılmış kalıplardan –ne denli içten söylenirse söylensin, acıyı dillendirmekten uzak ‘’Başınız sağ olsun’’ , ‘’Allah kurtarsın’’ gibi kalıplar—medet ummaktan başka yol bulamayız: Bir kez, bir kez daha ‘sözün bittiği’ yerdeyiz! İşte burada, bir kez daha başlıyoruz, sözcüklere yitirdikleri anlamlarını, anlamı sözcüklere geri vermeye… Bu suskun duvarın önünde, sözcük sözcük hayatı yeniden kazanacağımızı biliyoruz.

Şebnem Hanım’ın duyurduğu yanmış çene kemiği, Cizre’deki vahşet bodrumlarından birinde bulunan, 12 yaşlarında bir çocuğa ait bütünüyle yanmış çene kemiği, sözün bittiği yerde konuşmaya, sormaya ve bizim korkunç hikayemizi anlatmaya devam ediyor… Sahi, kim çakmıştı insan yağıyla parlayan o son kibriti?

Kürt basınına, muhalif basına mesafeli duran okur Cizre’de neler olduğunu görmüyor, belki görmek de istemiyor. Israrla gözlerini kaçırdığı bu ‘haberler’ için ödenen bedelleri de bilmiyor, yanmış, kasılıp kalmış, kelepçelenmiş ellerin kendi biricik gerçeğine işaret ettiğini de henüz duymak istemiyor…

Dip not ve gecikmiş bir teşekkür: Çok zor bir dönemimde desteğini çekmeyen avukatım Erdal Doğan’a ve Özgür Gündem gazetesine içtenlikle teşekkür ederim.



 

Haberler Biyografi Kitaplar Fotoğraflar Röportajlar Köşe Yazıları   İletişim Ana Sayfa
Design by medyanomi