Köşe Yazıları

Bir duvarın dibinde II / 29.07.2016
(15 Temmuz gecesi, Harbiye. 100m aşağıda, radyoda, çatışma sürüyor saatlerdir, ambulanslar durmadan yaralı taşıyor… Orduevine konuşlanmış keskin nişancılar kimsenin geçmesine izin vermiyor. Karşı kaldırımda kurşun yağmurunun bir arada tuttuğu, taşlara yatmış hemen hemen iki yüz kişi…)

Bir duvarın dibine sinmiş, başımı kollarımın arasına almış, iki adamın, muhtemelen iki sivil polisin arasında bekliyorum. Otomatiklerin salvosuyla, galeyana gelmiş kitlenin öfkesi arasında… Gerçek olmasına gerçek, amansızca gerçek, ama bir kabustaki kadar bile gerçeklik hissi uyandırmayan, içimde hiçbir karşılık bulamayan bir savaşın orta yerinde, dünyanın bana en uzak, en yabancı köşesinde… Gidememekle kalamamak arasında, iç burkucu bir soru işareti gibi kıvrılmış bekliyorum. Geceyle sabah, taşla toprağın, gecenin karanlığıyla insanın karanlığı arasında…

Korkunç bir patlama yeri sarsıyor, kenti çivilerinden çıkmış bir tabela gibi titretiyor. Önce hava bombardımanı sanıyoruz, biri roket atıldığında ısrarcı… ‘’Bak,’’ diyor kağıt toplayıcısı—polis, acemi bir eri eğitircesine, ‘bu tepemizden geçen var ya, işte bu F16! Peşinden giden F4!’’ Ses hızını aşarken patlamaya yol açan dalgaların mekaniğini yıllar önce fizik öğrencisiyken çözümlemiştim. G3’lerin dayanılmaz, kafatasımı içeriden, dışarıdan dev tokmaklar indiren gürültüsünü bile işitilmez kılan art arda patlamalar… Devasa gedikler, çukurlar açılıyor gecede, kabaran sel suları gibi kendinden dışarı taşıyor gerçeklik, üstünkörü, kartondan bir dekormuşçasına akıp gidiyor. Geriye kalansa yalnızca sesler… Dayanılması, kaçıp kurtulması mümkün olmayan sesler… Taşlara lime lime serilmiş karanlıklar, duvarın soğuğuna, nemine bulanmış uzun, kıpırtısız gölgeler, gölgelerinin içinde dertop olmuş, sanki kanı bile akmayacak denli katılaşmış birkaç kişi… Kim bilir hangi saikayla, saatin kaç olduğunu aklıma bile getirmeden annemi arıyorum. Saatlerin işlemediği, yerinden oynatamadığı bir başka zaman bu… Uzaklardan bir sesi işitmek istiyorum, bir çadıra girdiğim kendi gecemde o sese tutunarak doğrulmak… Ama söylediklerini işitemiyorum. ‘’Ne işin var orada?’’ diye soruyor içini çekerek…( Patlamalardan çılgına dönmüş iki sokak köpeği hızla geçiyor önümden,talimli askerler gibi peş peşe, var güçleriyle koşuyorlar, aşağıya, çatışmanın merkezine doğru, kurşunların tam ortasına… Karşı kaldırımda iri yarı bir adam ayağa kalkıyor, hiddetle bağırıyor: ‘’Eninde sonunda mermin bitecek!’’ Ellerini, bomboş avuçlarını gösteriyor, karanlıkta yerlerini tam kestiremediği keskin nişancılara, ‘’bakın, silahsızım, ama bu ellerle tepelerim sizi!’’ dercesine… Az önce incecik bir fidanın arkasına sığınmışken konuşmaya çalıştığım on beş—on altı yaşlarındaki iki Afganlı — ‘’Bu Türk—Kürt savaşı mı?’’ diye sormuşlardı— çok daha şiddetli bir savaştan çıkıp gelmiş olmanın verdiği güvenle yola koyuluyor, ama daha otuz metre gidemeden otobüs durağına sığınıyor, yere yatıyorlar.) Bir yanıt bulamıyor, kendime bir misyon, hatta bir kendilik bile biçemiyorum.

Bütün yolların iç içe dolanıp düğüm olduğu kör noktalarından birindeyim yazgının, bir tabutun içi kadar ışıksız, çıkışsız, dönüşsüz… Şimdi’ye varabilecek, bir iğne deliğinden geçercesine geçip gidecek bir zaman yok burada, şimdinin zemininde bütünlüğünü, sürekliliğini koruyacak bir benlik de… Hiçbir şey yok artık burada, sözcükleri birbirinden ayrıştıracak, aynı karanlık yumağın içinde, tam zıddıyla birlikte çözülüp dağılıyor sözcükler, umudu umutsuzluktan, korkuyu korkusuzluktan, ölmüş olmayı ölmemiş olmaktan ayıran hiçbir şey yok.

‘’İki köpek geçti önümden,’’ diye bağırıyorum elimde tuttuğum telefona, ‘’deli gibi koşuyorlardı. Durdurmayı denedim. Yani istedim.’’ Bölük pörçük, yarıda kesilen cümleler… Sesim kuru, kavrulmuş bir kağıt kadar okunmaz kılıyor sözcükleri… Eninde sonunda kendimi de katacağım bu hikayeye, ya da o, gecenin bir kurgusu olan bu hikaye, beni kendine katacak. ‘’KALDIRMA BAŞINI BE ABLA! Kaç kez söyledim sana!’’ diyor eğitmenim…

( Anlatılan bütünüyle gerçek, bütünüyle kişisel bir hikayedir.)



 

Haberler Biyografi Kitaplar Fotoğraflar Röportajlar Köşe Yazıları   İletişim Ana Sayfa
Design by medyanomi