Röportajlar

 

  LE MONDE’UN ÖVGÜYLE BAHSETTİĞİ YAZAR / Nilgün MERAL / 15.07.2006
  Geçtiğimiz günlerde Le Monde yazan Josyane Savigneau Dis Livres adlı kitap ekinde Türkiye’den bir kadın yazardan övgü dolu sözlerle bahsetti... Aslı Erdoğan’dan. Ayda beş yüz eser çıkaran bir ülkede, Aslı Erdoğan iki yıl sonra övgü dolu sözlerle gene gündemde... Geçtiğimiz yıl ’Kırmızı Pelerinli Kent’ adlı kitabıyla geleceğin elli yazarı içinde dokuz kadın yazar arasına giren Aslı Erdoğan, bu yıl ilk kitabı Mucizevi Mandarin ile önce Başbakan Mitterand’ın kızı Mazarine Pingeot’un köşesine konuk oldu. Edebiyat eleştirmeni Mazarine Pingeot köşesinde Ahmet Hamdı Tanpmar’ın Yağmur Zamanı ve Aslı Erdoğan’ın Mucizevi Mandarin adlı kitabını övgü dolu sözlerle tanıttı... Ardından edebiyat dünyasının sayılı eleştirmenlerinden Josyane Saırigneau Aslı Erdoğan ve kitabı Mucizeui Mandarin için övgü dolu bir dil kullandı. Biz yazarın 15 yıl önce yazdığı ilk romanı Mucizevî Mandarinin onca yıl sonra yazara getirdiği ’mucizevî’ sırrı sorduk. Karşımızda umudu yüksek ama buruk bir kadın var

Dünya edebiyatında Türk edebiyatının yeri tartışıla—dursun siz Aslı Erdoğan, almış başınızı gidiyorsunuz. Geçtiğimiz yıl Fransa’da dünya edebiyatında geleceğin ilk 50 yazarının içine girdiniz. Dokuzu kadın 50 yazardan biri... Başarılı olmak nasıl bir duygu?

Geçtiğimiz günlerde yabancı bir yayıncı aynı soruyu sordu ve düşündürdü diyeceğim. Çünkü ben bunun üzerine hiç düşünmediğim gibi kendimi hiçbir zaman başarılı da hissetmedim. Ayda beş yüz kitap çıkan bir ülkede bir Türk yazarın, ayrıca bir kadın yazarın adının seçilmesi ciddi bir şey. Bu durum tabiî ki mutlu edici. Fakat 50 yazar içinde dokuzunun kadın olması tabii ki düşündürücü. Ama buna da şükür. Çünkü biz garip bir coğrafyada yaşıyoruz. Böyle bir seçim Türkiye’de olsaydı 50’de üçlere düşebilirdik Kadın yazar duygusaldır, şudur budur pek de ciddiye alınmaz, laf olsun beri gelsin gibi kıstaslarla baktıkları için zaten hep çok daha fazla çaba harcamak zorundasın. ”Hani sen önce bir kendini ispatla da bakalım biz seni okumaya değer bulacak mıyız” tavrı hep olan bir durum... Kadın yazar olduğu için çıkan kitabı okumayan o kadar çok entelektüel tanıyorum ki. Ya da kadın yazarı okumak için önce başka bir erkeğin —ama kendisine ölçü aldığı başka bir erkeğin— övgüsünü bekliyor. Yani açıkça bir erkek seni emmeden sen var olamazsın demek gibi bir şey bu... Özellikle Türkiye’de bu mesajın son derece vahşice olduğunu düşünüyorum.

» Ortada bir başarı var ama siz mutluluktan çok mutsuzluktan söz eder gibisiniz...

Değil, ama ”ya ben bu yılları kaybettim galiba” dediğim anlar oldu. Sonra dönüp baktığımda galiba bütün mesele yazarak, çekerek ya da her ne ise o çemberi oluşturmakta. Buna dış dünyadaki her şey dâhil. Bunun içinde aşk da, mutluluk da, prosedürler de, övgüler de, her şey var. Bütün mesele o adımı atabilmeme yardımcı olan her ne ise bu önemli benim için. Trajediler de övgü dediğimiz şey de, mutluluğu getiren başarı da bu adımı atabilmeme yardımcı olduğu anlamda önemli benim için. Örneğin idama göndererek bir insana çok büyük kötülük yaptığınızı düşünebilirsiniz. Ama idam sehpasında öyle bir an yaşar ki, hayatının anlam kazandığı andır o an. Benim hayatım da böyle anlar üzerine kurulu. Hayatımda öyle noktalara geldim ki paramparça oldum. Yani tamamen dağılmış ve kırılmış vaziyette yaşanan darmadağınık—lık. O noktada bu kadar dibe vurmuşsan her şeyi başka algılıyorsun zaten. Kedinin miyavlaması, kuş sesi, küçük bir çocuğun bakışı, her şey...

» Fransa başarısı, Le Monde yazısı da öyle bir noktada mı mı geldi?

’Le Monde’ yazısı o noktada orada duruyor işte. Belki de durması gerekiyor. O resmin tamamlanması için onun orada öylece olması gerekiyor... Bu anlamda tabiî ki önemsiyorum başarıyı, övgüyü. Çünkü sizi bir sonra ya taşıyor, bu da gerçek. Bu arada çok yoruluyorsunuz, dediğim gibi kadın olmakla da ilgili çok şey... Sesinin engellenmesi, sesinin duyulmaması, bu benim bütün yazılarımda hep olan, yaşarken hissedip yazılarımda hissettirmeye çalıştığım şeyler... Örneğin siz geldiniz haber yapıyorsunuz. Oturup düşünürsek; bence ortada haber değeri olan bir şey var. Ama kaç kişi ilgileniyor, hangi medyanın derdi kendi ülkesinde bir kadın yazardan övgüyle bahsedilmiş olması ya da 50 yazar içinde dokuz kadın içine girmem. Fransa’daki eleştirmen bizde Fethi Naci düzeyinde bir isim. Eleştirmenler üstü bir unvanı var kadının. Onun ağzından çıkan şey Fransız okur için çok önemli. Dünya edebiyatında Fransız dilinin yeri malum. Dolayısıyla kadının dedikleri edebiyat adına ciddi şeyler. Bir Türk yazar için bir şeyler deniyor ve Türk basınından ses yok. Ya da çıkan ses yetersiz! Oysa bir ülkenin yazarını anlayan bir yanıt o ülke için de önemli olmalı diye düşünüyorum. Bu anlamda deminki sorunuza bir başıma cevap verecek olursam beni anlayan bir yanıt yaşamsal anlamda tabiî ki önemli benim için. Bir ilmek daha atıyorum çünkü. Dolayısıyla birilerinin beni duymasını elbette önemsiyorum...

» Bu dedikleriniz, Türkiye’de yaşarken sadece kadın olmanın değil; insan olmanın da sorunu olduğunu düşünüyorum. Fazla cinselleştirmiyor musunuz meseleyi...

Sanmıyorum. Cinsiyetim bana verilmiş şey sonuçta... Seçtiğim değil, verilmiş olan. Ben kadın olmayı seçmedim ama bununla yaşıyorum. Tabii kadın olmak nedir derseniz; olduğunun dışında başka bir durumla karşı karşıya kalmak derim, böyle yaşatılıyor çünkü. Dayatılıyor demek daha da doğru belki de. Son derece açık aslında! Mavi gözlü olmak gibi bir şey değil kadın olmak.
Yazık ki dış dünyaya göre oluşturulan kadınlıkla gerçek kadınlık durumları karşılaştırıldığında geriye arada korkunç uçurumların yaşandığı bir sözcük kalıyor... Gene de katil olmak yerine kurban olma durumuna ben kendimi her zaman çok daha yakın hissetmişimdir... Kadınken belki işbirlikçi olmaya iten bir düzen var ama eline de o kadar az silah veriliyor ki hakikaten o uç noktalar da yaaa ben den bir işkenceci olabilir mi, benim içimde de bir katil var mı? gibi sorularla boğuşmak zorunda kalmıyorsun. Düzenle uyuşmamanın daha kolay yolu belki de. Dediğiniz doğru ama kadınsanız insan olarak yaşadıklarınızın üstüne bir de kadın olarak yaşadıklarınız kalıyor.

» Şu anki kötümser havanın dışına çıkmakta yarar görüyorum. Geçtiğimiz yıl Kırmızı Pelerinli Kent’in başarısından sonra ilk kitaba 15 yıl sonra gelen övgü hoşluktan öte, ilginç. Kitabın adı Mucizevi Mandarin; işin sırrı kitabın kendinde olmalı sanki... Belki de yıllar sonra o ilklere ait izin mistik hikâyesini sürdü kitap. Üstelik tıpkı Kırmızı Pelerinli Kent gibi Mucizevi Mandarin’e de ilgi gene yabancı dünyadan...

Kitabımın mistik bir sırrı var galiba. Gerçekten ben de böyle düşünüyorum. Mucizevi Mandarin’e gelen övgünün bir kez daha Fransa’dan olması daha da hoş tabii Bizim yabancı edebiyat ile tanışmamız Levent Yıl—maz’ın hazırladığı bir proje ile gerçekleşti. Fransa’dan, daha doğrusu dünya edebiyatında çok önemli bir yayınevi olan ’Acres Sud’ün Levent Yılmaz’ın Kırmızı Pelerinli Kent’e hazırladığı projeye son derece olumlu yaklaşması ile gerçekleşti. Teklif de onlardan geldi. Kitap 2002’de hazırlandı, çıkması ise 2003’ü buldu... Hakkında olumlu küçük hareketler yaşandı. Daha fazlasını da beklemiyordum zaten. Ta ki 2004’e kadar. 2004’te yaşanan, bir yazar için elbette çok heyecanlı. Ardından bu yıl ilk kitaba böyle bir övgü daha doğrusu mazisi 15 yıl geçmişe dayalı bir kitapla neredeyse çeyrek yüzyıl sonra beni anlayan bir yanıda cevaplanmam gerçekten mutluluk verici. Geceleri sabahlayarak, yayınlanma kaygısı olmadan, yirmi beş yaşında, yazar olmak, kitap yazmak gibi kaygıların dışında kendiliğinden çıkan, kesin çıkmak zorunda olan bir malzeme. Yazıldıktan beş yıl sonra kitap olması ve hayatımda bir kez başıma gelen çeviri hikâyesi. Altmış yaşında Sırp ve çok önemli bir çevirmen olan Jean Descat kitabı okuyor ve çok seviyor Benim yirmi yaşımdaki duygum altmışlarındaki edebiyatın içinden çıkan bir nefes ile buluşuyor. Ve bu adam beni çevirebilmek için Türkçe’sini ilerletiyor. Bu o kadar büyük bir lütuf ki anlatamam. Bu bir yazarın başına gelebilecek en güzel şey bence. Kaç kere yaşarım ki bir daha böyle bir şeyi. Yaşayamam. Yıllar sonra da şimdi bu yaşadıklarımı düşününce bütün bunların kitabın kendi mucizesi olduğuna ben de inanıyorum.

 

Haberler Biyografi Kitaplar Fotoğraflar Röportajlar Köşe Yazıları   İletişim Ana Sayfa
Design by medyanomi