Röportajlar

 

  Türkiye değil Norveç’te / Taraf, Yeşim Çobankent / 24.09.2013
  İlk kez verilmesine rağmen prestijli bir edebiyat ödül kazandı Aslı Erdoğan. Bu topraklarda değil, Norveç’te. Memleketinde görmediği itibarı yurt dışında yaşadığını söyleyen yazarla konuştuk.

Bu röportaja vesile olan ödülden bahsedelim önce. “Ord i Prisen/Sınırda Sözcükler Ödülü”nün jürisi İsveçli ve Norveçli yazar, yayıncı ve akademisyenlerin yanı sıra PEN Genel Sekreteri Eugene Schoulgin’den oluşuyor. Bir de İsveççe yazan Kürt yazar Mustafa Can’dan...

Norveçli kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 100. yılı adına konmuş bu ödül. Ki, Norveç bu hakkı veren ilk ülkelerden. Baskılara maruz kalan, kadınlığın dışlanmışlığını yaşayan bir yazar ya da şaire veriliyor. Aslı Erdoğan’ın bu ödül için yarışan meslektaşları da gayet sağlam isimler. İlki Sıfır Noktasındaki Kadın’la tanınan Arap feminizminin öncülerinden, hâlâ Tahrir’deki protestolara katılan 82 yaşındaki Mısırlı Neval al Saddavi. Diğeriyse “Doğu Avrupa’nın Simone de Beauvoir’ı” olarak bilinen Hırvat Slavenka Drakulic... Savaş karşıtı olduğu için 90’larda İsveç’e sürüldü ve en acısı da kendi dili Hırvatça’da yayınlanmamakla cezalandırıldı.

“Özgürlük ve eşitlik için savaşan”, cezaevi ve sürgün gibi deneyimleri atlatan, ülkelerinin dışında daha çok tanınan bu üç kadın arasından seçilen Erdoğan’ı, romanlarının yanı sıra köşe yazılarındaki politik duruşu ve ahlaki adanmışlığı nedeniyle ödüle değer bulduğunu açıkladı jüri. Gerekçeleri de: “Şiirsel olduğu kadar büyülü diliyle de, Aslı Erdoğan romanlarında, denemelerinde ve köşe yazılarında, şiddet dolu, tehditkâr bir dünyada, ezici, yok sayıcı bir sistemde kadın olma deneyimini ustalıkla aktarabilmiştir. Nefret, dışlanma ve sürgün gibi ödediği ağır bedellere rağmen ahlaki adanmışlığını yıllar boyu sürdürebilmiştir.”

On bir dile çevrilip uluslararası edebiyat ödülleri alsa da; kendi memleketinde sistematik bir şekilde dışlandığını düşünüyor Aslı Erdoğan. Sokaklarda savaşan kadınlara adadığı ödüle uzanan yolda yaşananları da şöyle anlatıyor:

KİTAP YAZMA HEVESİM SÖNDÜ

“Bitirmek üzere olduğum bir kitap var ama henüz propagandasını yapacak hale gelmedim. Yurtdışında yazdığım yazılar, şiirsel düzyazıya doğru kaydı. ‘Hayatın sessizliğinde’ tarzında bir kitap oldu ama maalesef bunun okuru yok. Kayıp, cezaevi ve yanmak gibi temaların olduğuUzun Hikaye ve Gece Treni adlı iki uzun metinle uğraşıyorum. Kitap çıkarmak için eski heves ve heyecanım kalmadı. Edebiyat camiası, basın, Türkiye’nin hali çok korkutucu. Çocuk doğurmak kadar ciddi bir karar bir kitabı bu cangıla atmak...

Ama yazar olarak elim mahkum böyle bir varoluşu sürdürmeye. ‘Düzenli üretmek’ deniyor buna da. Çok başka yerlere giden belli sesler oluştu bende artık. Belki okur kaygısından da sıyrılıp, ‘Sıkıcıysa sıkıcı’ diyerek bunları da yayımlarım. Henüz kendime bir gelecek düşüncesi var edemedim. Kendimden tamamen vazgeçersem, kitaba odaklanabilmek için, bu arbededen kurtulabilirim belki...

Son on yıldır hayatım hiç kolay geçmedi; sürgün, dışlanma hatta linç... Bu kadar darbe üstüne darbe almasam, en sevdiğim kitap Kırmızı Pelerinli Kent gibi bir tane daha yazmışım sanırım. Son derece beceriksiz olduğum gündelik hayatın üstüne, bir de politik sorunlar binince tam anlamıyla çuvalladım. Çok ağır hastalıklarla boğuşuyorum. Hiç deneyimli olmadığım ailevi sorunlar da yaşadım: Biri cezaevine girdi, diğerine ait büyük bir borç ödedim...

ÇAPULCULUĞU ÇOK SEVDİM

Gezi olayları bende üst üste birkaç kırılma yarattı. ‘Eve kapanıp yazan Aslı’dan, sokak sokak dolaşan bir kadın çıktı. 31 Mayıs’ta Tarlabaşı’nda belki de en sert çatışmanın içinde kaldım altı saat... Gerçek mermi, asit ve kimseye ispatlayamadığım bir ölüm gibi korkunç şeyler gördü. Döndükten sonra, İstanbul’da ikinci sokağa çıkışımdı ve astımlıyım. Beni üç ayrı kişi beni kurtardı.

Asıl değiştirense; kim olduğunu anlamadığım bir adamın 20 dakikaya yakın, gözümün önünde bir boğa güreşçisi gibi tek başına TOMA’yla çatışması oldu. Bir yandan dramatik diğer yanıyla maço... Ben kaçarken, ‘Ne kaçıyorsun’ diye bağırdı. Bir an durdum, düşündüm: ‘Bu şehre ölmeye hazır halde döndüm, neden korkuyorum ki’ dedm. Ve 20 günde her tür çatışmaya girip çıktım. Bir taş atmışlığım yok ama direnişin son gecesi Harbiye’deki barikatta aldığım derin izler kalıcılaştı.

Artık her ne kullandılarsa...

Gezi’den üç gün sonra bir saldırıya uğradım. Üstüne bir de kaynar suyla yandım. Üçüncü derece yanıkla, 46 gün yürüyemediğim bu yazın en güzel 20 günü, Gezi’deydi.

SİYASİ SALDIRIYA UĞRADIM

Türkiye’nin bir polis devleti olduğunu 10 yıldır yazıyordum. Herkes karşı çıkarken, ısrarla “İşler iyi gitmiyor, baskı giderek artacak” diye yazdım. Gezi’de beni en çok şaşırtan, her kuşak ve kesimin inanılmaz dayanışması ve direnciydi. Anlatsalar inanmazdım; Türk bayrağına sarılmış biriyle sarı— kırmızı—yeşil yan yana halay çekti ve ben de halaydaydım. Erkeklerin kadınları taciz etmediği tek 20 gün de oydu!

‘Keşke 20 yaş daha genç ve sağlıklı’ olsaydım” dedim ama olayların ağırlığının da farkındayım. Açıklanan ölü ve yaralı sayısı da gerçeğin çok altında. Bence uğradığım saldırı da siyasi... Yüzlerce polisin ortasında maskeli bir adam, Harbiye Orduevi’nin karşısındaki bir kafede boğazıma sarıldı ve eski püskü çantamı yumuşacık aldı, bale yapar gibi... İki MOBESE kamerası var, çevik kuvvetinin değişim yeri. Biraz aşağıda Gezi’de 3 bin polis...

Biri bile gelmedi sesime. Turistlerin pahalı fotoğraf makineleri dururken, bana gözdağı vermek isteyen polislerin mizanseniydi o hırsızlık. Karakola gittiğimde annem bile emin oldu tavırlarından. Brezilya’da dahi kapkaça uğradım, kimse inandıramaz kapkaç olduğuna. O gece Birgün Gazetesi’ne yazı yazacaktım. Fenalaştım ifade verirken ve yazamadım. Yanığın üstüne biber gazı iyi gelmedi.

GÖRSENİZ “KIRIK” DERSİNİZ

Ertesi gün de iki adam tarafından izlendiğimi hissetim. Eve dönmeye korunca, ‘Bari birileri görür’ diye Şişli’den Taksim’e yürüdüm iki buçuk saat, ciddi topallayarak. İri yarı bir başka adam görünce de hakikaten korktum. Beni araya araya arkamdan geliyordu çünkü. Etraftaki bir sürü polis, kahkahalarla gülüyor...

Taksiye binmeye çalışıp “Bu adam beni takip ediyor, polis” dedim. Hiç tınmadı, dalga geçti taksici. O yanık halimle arka sokaklarda koşarak “Beni niye izliyorsunuz?” diye bağırıyordum. Görseniz beni, ‘kırık’ dersiniz. Leman Dergisi’nin oraya geldim. “Tuncay (Akgün) beni al, izleniyorum” diye aradım. Kapak yetiştirmesine rağmen, beni sakinleştirmek için Firuzağa’daki kahveye götürdü. Burası artık kapanmışken, gecenin bir vakti karanlıkta gözlerini dikmiş kadını görünce, Tuncay da inandı. Bayram Kartal ve Sedat Selim Ay’la ilgili yazmıştım 15 yıl önce. ‘Bu yüzden mi acaba’ diye bile düşündüm.

Ertesi sabah yataktan kalkamadım, tuvalete bile gidemiyordum. Annem dört kat taşıyıp, hastaneye götürdü. Derim gitmiş gaz ve kovalamaca yüzünden. Deri gidince sinir uçları açıkta kalıyor. Acıyla imtihanım hiç bitmedi. Acı hakikaten alışılan bir şey, ağrı eşiğim hep yukarı çekiliyor. Boynumdaki sakatlıktan çektiğim için ağrı eşiğim çok yüksek. Garip bir iradem de vardır. Ama ödemli yanık, kırıktan bile geç iyileşiyor. 46 gün boyunca çok sevdiğim danstan ve yürümekten vazgeçip sigarayı deli gibi artırdım. Bulmacaya başladım...”

“BİZ YANANLAR” DİYE BİR KİTAP...

“Yanan insanlarla görüşüyorum. Başa gelebilecek en sert şey yanmak bence. Çünkü “et” olduğunuzu görüyorsunuz. Derisiz kalkmak çok ağıt bir deneyim. O korkunç çirkini halini; kokularını ve sıvılarını görmek bedeninle bambaşka bir ilişki kurmana yol açıyor. Yanan herkes, bambaşka bir ülkeye taşınıyor. Bakkalın karısıyla çok yakın dost olduk, o da 23 yıl önce yanmış ve dün gibi hatırlıyor. Siyasi protesto olarak kendini yakan biriyle de çok iyi arkadaş oldum, 14 yıl sonra hâlâ tedavi görüyor. “Yanma” teması beni bir edebiyatçı olarak çekiyor. Çok eski ama güçlü bir metafor...”

Baskıya uğrayan kadın yazarlar

Hırvat Slavenka Drakulic, Mısırlı Neval al Saddavi ve Türkiyeli Aslı Erdoğan... Ortak noktaları “özgürlük ve eşitlik” için savaşmaları, baskılara maruz kalmaları ve ülkeleri dışında daha çok tanınmaları. “Sınırda Sözcükler”in ilk sahibi olarak onurlandırılan Erdoğan, bu ödülü sokakta savaşan kadınlara adadı.


 

Haberler Biyografi Kitaplar Fotoğraflar Röportajlar Köşe Yazıları   İletişim Ana Sayfa
Design by medyanomi